T.C.
DANIŞTAY
Dördüncü Daire
Esas No : 2013/5252
Karar No : 2015/1801
Anahtar Kelimeler : Kanuni Temsilci, Ödeme Emri, Müteselsil Sorumluluk
Özeti: Vergi alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, vergi alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulamayacağı hakkında.
Temyiz Eden : İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı (Beykoz Vergi Dairesi Müdürlüğü)
Karşı Taraf : …
Vekili : Av….
İstemin Özeti : Davacının ilgili dönemde kanuni temsilcisi olduğu ileri sürülen … Aydınlatma Ticaret Limited Şirketi’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla aracına uygulanan haczin iptali istemiyle dava açılmıştır. İstanbul 6. Vergi Mahkemesi 16.04.2013 günlü ve E:2012/3083, K:2013/998 sayılı kararıyla; davacı adına düzenlenen ödeme emirleri 03.07.2012 tarihinde davacının ikametgah adresinde birlikte oturan dayısına tebliğ edildiği halde bu ödeme emirlerine karşı dava açılmamışsa da, davacının 05.02.2009 tarihli ortaklar kurulu karan ile şirket müdürlüğüne seçildiği ve 30.12.2011 tarihli ortaklar kurulu karan ile de şirketteki hissesini devrettiği, şirket müdürlüğüne de …’nın atandığı, dava konusu haczin dayanağı ödeme emirleri içeriği borçların ise 2011/12 dönemi katma değer vergisi, 2011/10-12 dönemi gelir (stopaj) vergisi ile 2011 yılı kurumlar vergisi borçları olduğu, bu vergilere ilişkin beyannamelerin verilme tarihlerinde yani borcun doğduğu tarihlerde ve bu borçların vadeleri tarihlerinde davacının söz konusu şirketin kanuni temsilcisi olmadığı, dolayısıyla 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35 inci maddesi uyarınca davacının bu borçlardan müteselsilen sorumlu tutulamayacağı anlaşıldığından, sorumlu olmadığı borçlar nedeniyle davacının aracı üzerine haciz konulmasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Davalı İdare ihtilaf konusu vergi borçlarının doğduğu dönemlerde şirketin kanuni temsilcisi olan davacının bu vergi borçlarından sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği
savunulmuştur.
Tetkik Hakimi Yavuz Şen’in Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:
Davacının ilgili dönemde kanuni temsilcisi olduğu ileri sürülen … Aydınlatma Ticaret Limited Şirketi’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla aracına uygulanan haczini iptal eden Vergi Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna 4108 sayılı Kanunla eklenen mükerrer 35’inci maddede, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, bu madde hükmünün, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarım kaldırmayacağı, temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessillerin, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebileceği hükmüne yer verilmiştir.
Söz konusu maddenin gerekçesinde, “213 sayılı Vergi Usul Kanun’un 10. maddesiyle, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri de yabancı şahıs ve kurumların Türkiye’ deki temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu hükümden hareketle, tüzel kişiliğin varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların tüzel kişiliğin kanuni temsilcilerinden 6183 sayılı Kanun’un cebri tatbikata ilişkin hükümlerine göre takip ve tahsili cihetine gidilmektedir. Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına girmeyen fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan ihracatta vergi iadesi, kaynak kullanımı destekleme primi gibi bazı amme alacaklarının tüzel kişiliğin mal varlığından tahsil imkanı bulunmadığından kanuni temsilciler hakkında tatbikata geçilmiş ancak Danıştay’ca verilen muhtelif kararlarla 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına girmeyen alacakların takibinde mezkur maddenin tatbik imkanı bulunmadığı yönünde görüş birliğine varılmıştır. Vergi Usul Kanunu kapsamına girmeyen bu tür alacakların takibinde genel hükümlere başvurulması uzun zaman alacağı gibi bu hükümlerin uygulanması idareye pratik bir fayda sağlamayacaktır. Bu itibarla amme borçlusunun mal varlığından alınamayan bu tür alacakların kanuni temsilcilerinin, teşekkülü idare edenlerin veya yabancı şahıs veya kurum mümessillerinin mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsilini temin etmek ve Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi ve buna bağlı alacaklarda sorumlu olan bu şahısların diğer amme alacaklarının ödenmesinden de sorumlu olmalarım sağlamak amacıyla 6183 sayılı Kanuna mükerrer 35’inci madde eklenmiştir.” denilmektedir.
Belirtilen düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte ortaya çıkan uyuşmazlıklarda Danıştay’ın genel yaklaşımı, “6183 sayılı Kanun, l’inci maddesinde sayılı vergi dahil tüm amme alacaklarının tahsil usulünü düzenlediğinden, mükerrer 35’inci madde vergi ve buna bağlı alacaklar için uygulanabilir gibi görünse de, Vergi Usul Kanunu’nun 10’uncu maddesinin özel nitelikli bir tahsil hükmü olan ikinci fıkrası zımmen veya açık olarak ilga edilmediği için, vergi ve buna bağlı alacaklarda mükerrer 35’inci maddenin uygulanma
olanağı bulunmadığı, nitekim Kanunun gerekçesinde de Vergi Usul Kanunu’nun 10’uncu maddesine atıfta bulunularak, mükerrer 35 inci maddenin “diğer amme alacakları” için getirildiği belirtilmekle, paralel bir düzenlemeyle bu ayırıma gidilmiş olduğu, bu durumda, vergi ve buna bağlı alacaklarda kanuni temsilcilerin takibi için uygulanacak madde özel hüküm olan Vergi Usul Kanunu’nun 10’uncu maddesi olup, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35’inci maddesi ancak diğer amme alacakları için uygulanabileceği” şeklindedir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35’inci maddesine 5766 sayılı Kanun’la eklenen son iki fıkrasında, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda yer alan hükümlerin, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı öngörülmüştür.
Bu haliyle, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35’inci maddesinin 5766 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesiyle eklenen son fıkrayla, 213 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesi kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm amme alacaklarının takibinin mükerrer 35’inci madde kapsamında yapılabilmesinin mümkün hale geldiği görülmekte olup, diğer fıkrayla da, vergi alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, vergi alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı anlaşılmaktadır.
Ancak, Dairemizin 29.04.2014 günlü ve E:2013/5252 sayılı kararıyla, Anayasaya aykırı olduğu kanısına varıldığından, Anayasa’nın 152’nci ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 28’inci maddesi uyarınca, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35’inci maddesine 5766 sayılı Kanun’la eklenen son iki fıkrasının iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve dava bu sebeple geri bırakılmış olup, Anayasa Mahkemesi 19.3.2015 günlü ve E:204/144/, K:2015/29 sayılı kararıyla da, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35’inci maddesinin bu son iki fıkrasını iptal etmiştir.
Bu durumda, vergi alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, vergi alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulması mümkün olmadığı gibi, 213 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesi kapsamına giren amme alacaklarının takibinin mükerrer 35’inci madde kapsamında yapılabilmesi yasal olarak olanaklı değildir.
Dosyanın incelenmesinden, … Aydınlatma Ticaret Limited Şirketi’nin 30.12.2011 tarihinde ortakların aldığı karara göre davacı Ali Demir’in şirketteki hisselerinin tamamım 30.12.2011 tarihinde noter tasdikli hisse devir ve temlik sözleşmesiyle devretmesiyle ortaklıktan ayrıldığı, ayrıca davacının müdürlüğünün de sona erdiğinin oy birliğiyle karara bağlandığı, 30.12.2011 tarihinde ticaret siciline tescil edilen bu hususun 11.01.2012 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, söz konusu şirket tarafından 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 41’inci maddesine göre takip eden ayın yirmidördüncü günü akşamına kadar verilmesi gereken ve süresinde verdiği anlaşılan 2011/12’nci dönem katma değer vergisi beyannamesi üzerine tahakkuk eden verginin 26.01.2012 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediği, yine şirket tarafından 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 98’inci maddesine göre takip eden ayın yirmiüçüncü günü akşamına kadar verilmesi gereken ve süresinde verildiği anlaşılan 2011/10-12’nci dönem muhtasar beyanname üzerine tahakkuk eden
verginin 26.1.2012 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediği, aynı şekilde şirket tarafından 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 14’üncü maddesine göre takip eden yılın dördüncü ayırım birinci gününden yirmibeşinci günü akşamına kadar verilmesi gereken ve süresinde verildiği anlaşılan 2011 yılı kurumlar vergisi beyannamesi üzerine tahakkuk eden verginin 30.04.2012 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediği, tahakkuk eden ancak ödenmeyen bu vergilerin tahsili amacıyla şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin 29.05.2012 tarihinde şirkete tebliğ edilmesine karşın ödenmemesi üzerine yapılan malvarlığı araştırması sonucu şirket adına kayıtlı taşınmaza ve taşıta rastlanılmadığı, bütün bankalar nezdinde yapılan araştırmalar sonucu şirkete ait herhangi bir değere de ulaşılamadığı, bunun üzerine 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35’inci maddesinin 5766 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonrası, vergi alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, vergi alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı hükmü esas alınarak uyuşmazlık konusu vergilerin doğduğu tarihte şirketin kanuni temsilcisi olan davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerinin 03.07.2012 tarihinde tebliğ edilmesine karşın, herhangi bir ödeme yapılmaması nedeniyle tanzim edilen 31.08.2012 tarihli haciz bildirisi üzerine davacının aracına dava konusu haczin tatbik edildiği anlaşılmıştır.
Buna göre, beyan üzerine tahakkuk eden uyuşmazlık konusu vergilerin ödenmesi gerektiği dönemde kanuni temsilci olmayan davacının, yeni kanuni temsilci tarafından yapılması zorunlu olan vergisel ödevlerin yerine getirilmemesinden dolayı ortaya çıkan vergi alacaklarından müteselsil sorumlu tutulamayacağından davacının aracına uygulanan hacizde hukuka uyarlık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu haciz işlemini iptal eden Mahkeme karan sonucu itibariyle hukuka uygun bulunmuştur.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin 16.04.2013 günlü ve E: 2012/3083, K:2013/998 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına, 27.04.2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir